Eski bir bankacı olarak şimdi çalıştığım kitle fonlama işinde yatırım konusunun tam ortasındayım diyebilirim. Eskiden teoride gördüğüm yatırım araçlarını artık bizzat yönetiyorum. Tam da bu noktada daha önce finansal okuryazarlık ve onun öneminden bahsederken yatırıma ayrı bir pencere açmamız gerektiğini söylemiştim.
Yatırım gelirinizden temel ihtiyaçlarınızı ve diğer harcamalarınızı çıkardıktan sonra kalan tasarrufu değerlendirebileceğiniz bir kavramdır. Pek çok kişi eğer şanslıysa elindeki üç beş kuruşun pul olmaması için büyük uğraşlar veriyor. Bunu yaparken de maalesef çok temel bilgilerden yoksun oldukları için çeşitli sorunlar yaşıyorlar. Bu yazıda konuyu en basit noktaya indirmeye çalışarak “yatırım yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğine” işaret etmeye çalışacağım.
Öncelikle söylemek gerekir ki yatırım aracı olarak karşımıza çıkan seçeneklerde alım ya da satım işlemlerimizi gerçekleştirirken bir pazar alışverişinden çok da farklı bir şey yapmıyoruz. Hemen her bir yatırım aracının bir arzı bir de talebi vardır. Pazarlık yapılır ve nihayetinde malın fiyatı belirlenmiş olur. Bu fiyat konusu da yeri gelir domates için olur, yeri gelir döviz için olur, yeri gelir hisse senedi için olur. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Burada küçük bir bilgi notu olarak ekonomi kanallarında duyduğumuz ama çok da anlam veremediğimiz organize piyasa ve tezgâhüstü piyasalar kavramlarını açıklamak istiyorum. Aradaki temel fark şudur: Organize piyasada tüm yetkili alıcı ve satıcılar bir araya gelirler. Piyasadaki herkes bir diğerinin teklifini görür ve tüm işlemlerden haberi vardır. Bir araya gelirken ortamın sanal olması önemli değildir. Zaten artık günümüz organize piyasalarının çoğu sanal ortamdadır. Bunu somutlaştırmak gerekirse balık halindeki abilerin ortamı organize piyasaya örnektir diyebiliriz. Organize piyasaya borsa da diyebiliriz.
Bazı durumlarda da herkes tüm işlemlerden ve fiyatlardan haberi yoktur. Aynı mal için birden fazla fiyat belirlenmiş olabilir. Sistem denetlense bile kurallar diğerlerine göre daha gevşektir. Örneği yine balıktan verecek olursak. Haldeki bu abiden balıkları alıp mahallesindeki dükkanında satan başka bir satıcı artık istediği fiyattan satabilir o balığı. Bu da tezgâhüstü piyasadır.
Buraya kadar tamam ama hâlâ yatırım nasıl yapılır konusuna giremedik. Öncelikle şunu bilmek gerekir ki hiçbir yatırım aracı (klasik mevduat hesabı hariç) size net bir getiri sözünü veremez. Potansiyeli konusunda bazı fikirleriniz elbette olabilir. Çünkü yatırım araçlarının fiyatlarını etkileyen faktörler o kadar fazladır ki o faktörlere göre tahminde bulunmak fırtınaya karşı şemsiye açmaktan öte bir fayda sağlamaz.
Şimdi bu kadar çok etkenin olduğu bu ortamda biz bireysel yatırımcılar dişimizden tırnağımızdan artırdığımız bu paramızı nasıl değerlendireceğiz? Önümüzde temelde iki seçenek bulunmaktadır:
Bu kadar hızlı, entegre, yüksek katılımlı ve uyumayan piyasalarda, öyle kolay kolay kahramanlık yapılmaması gerekmektedir. Arkadaş çevresinde hep anlatılan, “Bizim bir arkadaş vardı. Şahinini sattı, borsaya girdi, vurdu parayı; şimdi Mercedes’e/BMW’ye AUDI’ye biniyor” hikâyelerinin arasında hiç hatırlanmayan sayısız “Bizim bir arkadaş vardı. Şahinini sattı, borsaya girdi, artık arkadaş yok” hikâyelerini göz önünde bulundurmak gerekir. Ben bunları çok gördüm. Malını mülkünü kaybedip giden çok kişi oluyor. Aman diyim.
Yine bu konuda “Piyasaları Anlamak” isimli kitaptaki bir anektod ile devam edeyim.
Bazen yakın arkadaşlarım borsada bir hisse senedi yatırımı yaptıklarında beni arayıp ya da ziyaretime gelip o malum soruyu soruyorlar ve polemik başlıyor:
— Abi bugün Vestel aldım. Nasıl, iyi yapmış mıyım?
— Çok iyi yapmışsın kardeşim. Peki ne zaman satmayı düşünüyorsun?
— Nasıl yani? Abi daha şimdi aldım.
— Onu anladım güzel kardeşim, hayırlı olsun. Ben ne zaman geri satacağını soruyorum?
— …
Arkadaşımı biraz zorlarsam, aslında hazırlıksız olduğu ortaya çıkar:
— Abi ne bileyim, şöyle %10 filan artsa satarım.
— Ne kadar zamanda %10?
— Mmm, mesela 1 ayda filan.
— Ayda % 10, yılda basit %120, bileşik %314 yapar be güzelim.
— Yok yav!
— Yaa, buna da beklenti ya da hedef değil, umut derler.
— …
— Bu getiriyi elde etmek için de bir yatırım uzmanına değil, olsa olsa bir imama ihtiyacın olur; çokça dua etmek lazım çünkü.
— …
Bu konuşma çok hızlı biter ve ardından oturur mesajları konuşuruz. Konuşmanın temel mesajı, bir yatırımın yapılma ânı kadar sona erme ânının da planlanmasıdır. Daha doğrusu “yatırımın hedefi”nin saptanmasıdır.
Yukarıdaki konuşmada da belirtildiği gibi satmak üzere bir şey alındığı zaman onu satacak bir hedefin olması gerekmektedir. Yoksa elinde sabit maliyetle duran biri, altın fiyatları yükselince sevinir, düşünce de üzülür. Halbuki yükselirken kazanç zannettiği şey aslında onun kazancı değildir. Onun için “hedef kazanç” gibi bir seviye belirlenmişken akılda aynı zamanda “hedef zarar durdurma” noktalarının da belirlenmiş olması gerekmektedir. Örneğin ayda %3 kazanç hedefiniz varsa bunun kadar da aşağı hedefiniz olmalıdır. Buna da piyasada “stop loss” denir. Biraz teknik tabir iyidir.
Belli bir kâr hedefi belirleyen yatırımcı, söz konusu kâr hedefini belirlemekle kalmaz, o kâr hedefini bir satım noktası olarak da kullanır. Yani, hedeflediği getiriyi, hedeflenen gözlem süresi dâhilinde elde ettiği anda da elindeki menkul kıymetleri satarak kârını realize etmelidir. Sattıktan sonra yükseliş yukarı doğru devam ederse de hayıflanmamak lazım. Piyasada mükemmel fiyatı bulmak imkansızdır.
Bütün bu çerçeve içerisinde benim de kendime göre bazı soru-cevaplarım var. Bu soruları size de sorarak aslında bir fikir vermek isterim.
Soru 1: Yatırım için kullanmak istediğin paradan ne kadar zaman uzak kalırsan senin için sorun olmaz?
Örneğin 1 ay sonrasına hemen parasına ihtiyacı olan biri için söz konusu o para bireysel yatırımcı nezdinde çok da yatırımlık değildir.
Soru 2: Risk alma konusundaki düşüncelerin neler?
Ülkemizdeki insanların pek çoğu bu konuda doğru değerlendirme yapamıyor maalesef. Türkiyede yastık altındaki altının yaklaşık olarak 3.000–5.000 ton arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu kadar altının yastık altında olması demek varlık içinde yokluk çekiyoruz demek. Çünkü bunlar ekonominin içinde değiller. Bu altınların ekonomiye kazandırılması ne demek sorusu için ayrı bir yazı yazmaya gerek var. Şimdi asıl meseleye dönelim.
Her konuda olduğu gibi hedef belirlemek için bir referans noktasına ihtiyacımız vardır. Bizim buradaki referansımız ise risk almazsak nasıl bir gelir elde ederiz noktasıdır. Bu noktayı belirlemek için mevcutta çalıştığınız bankanın mevduat faizi/kar payı oranını kullanabiliriz. Eğer yatırım yapılacaksa risk alıp daha fazla getiri sağlama hedefiniz vardır. Bu noktada da asıl iş ve karar size kalıyor. Çünkü ne kadar kazanç elde edeceğinizin kararı burada belirlenmiş oluyor. 1 koyup 10 alayım diyemeyeceğiniz için makul bir katsayı belirlememiz gerekiyor. Hesaplaması kolay olsun diye bizim buradaki katsayımız 2 olsun. Mevduat faizi/kar payı oranı da aylık bazda 1.2 diyelim. Bu durumda yatırımdan getiri hedefiniz için hesaplama şöyle olmalıdır:
Hedef kazanç = Risk almadan gelecek olan kazanç * Risk katsayısı
Bizim buradaki örnekteki hesaba göre de
hedef kazanç noktası = 1.2 * 2 =2.4
olmuş oluyor.
Örneğin 100 TL ile yatırım yapıyorsanız sizin 1 aylık getiri hedefiniz 102.4 TL’dir.
Hedef kar durumu olduğu gibi bunun bir de stop loss noktası olmalıdır. Yani olası kayıp durumlarında nereden çıkacağımızı bilmemiz lazım. Bizim buradaki durdurma noktamızın da aynı oran olduğunu varsayarsak 100–2.4=97.6 TL bizim stop loss noktamızdır.
Artık hedef noktalarımız belirli. Bu noktadan sonra yatırıma başlayıp işlemlerimize devam ediyoruz. Unutmamak lazım ki belirlediğimiz noktalar Allah’ın emri değil ve arasında da işlemler yapılabilir. Ne demek istiyorum biraz açalım.
Örneğin yatırıma başladınız ve 100 liralık altın aldınız. Altının fiyatı yükselmeye başladı ve 102 liralık altınınız oldu. Piyasaya göre düşünceniz artık daha fazla yükselme olmayacağı yönünde. Bununla beraber de grafik aşağı tarafa doğru döndü. O anda kâr realizasyonu yapıp yeni pozisyonunuzu alabilirsiniz. Burada temel ve teknik analizden de bahsetmek mümkündür ancak yukarıda da dediğim gibi bizler bireysel yatırımcılar olarak kısıtlı bilgi ve zamanlarımızla bu bilgilere sahip olsak bile gereken hareketleri yapmamız çok kolay olmayacaktır.
nsanlar genellikle anne tarafıyla olan ilişkilerini daha olumlu bir şekilde değerlendirme eğilimindedir. Araştırmacılar bu duruma “anne soylu avantaj” ismini vermiş. Yapılan bir çalışmaya göre çocuklar, annelerinin ebeveyniyle, ikisinin arasından ise anneanneleriyle daha yakın bir ilişki kuruyor.
Arabesk deyince hepimizin aklına bu ve bunun gibi ‘damardan’ şarkılar gelir. Ama aslında arabesk, yalnızca bir müzik tarzı değil ondan çok daha ötesi… Arabesk; şarkılarla, filmlerle örülmüş bir kültür, hatta bir yaşam tarzıdır. Peki, ülkemizde 80’lerde zirveye ulaşan bu kültür nedir, neden bir anda yükselişe geçip Türkiye’yi kasıp kavurmuştur? Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses ya da Müslüm Gürses çalma listeleriniz hazırsa arttırın sesi, başlıyoruz!