Soğuk Savaş’ın Çözülemeyen En Büyük Gizemleri
Cenk Kayakuş
20 Kasım 2024

Batı’nın ve komünist blokun kırk yıldan fazla süren ideolojik çatışması, insanlığın üzerinde nükleer yıkım tehdidinin kol gezdiği, geniş çaplı bir gerilim ve vekalet savaşları dönemi oldu. Süper güçlerin her hamlesinin arkasında görünmeyen güçler iş başındaydı. Planlar ve karşı planlar, aldatma ve gizlilik, düşmanı alt etmek için sürekli olarak devreye sokuluyordu. Bu casusluk ve komplolarla dolu dünya, doğal olarak bize çözülemeyen gizemlerle dolu geniş bir miras da bıraktı. İşte Soğuk Savaş’tan geriye kalan, bugüne kadar komplo teorilerine de konu olmuş en ilginç bilmecelerden bazıları…

Sovyetler Üzerinde Düşürülen Uçak

8 Nisan 1950’de, NATO’nun Kopenhag’daki hava üssü, 10 mürettebatıyla ABD’ye ait PB4Y-2 Privateer keşif uçağının kaybolduğunu bildirdi. Üç gün sonra Sovyetler, hava sahalarına girmeye çalışan bir uçağı düşürdüklerini duyurdu. ABD ilk önce, “Turbulent Turtle” adlı uçağın Batı Almanya’dan Danimarka’ya doğru rutin bir uçuş yaptığını öne sürse de 1975’te, uçağın Sovyet radar istasyonları için “özel bir elektronik arama görevi” yürüttüğünü kabul etti. Bu kısım açıklığa kavuşsa da mürettebatın başına ne geldiği hâlâ bilinmiyor.

Sovyetler, Baltık Denizi’nde, Letonya kıyılarının 24 km açığında gerçekleşen kazadan kimsenin sağ kurtulamadığını iddia etmişti. Ancak uçağın sağlam bir şekilde denize iniş yaptığını gösteren cankurtaran botlarının bulunması, kazanın ardından hayatta kalanların olabileceğini düşündürdü. 1956’da, ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerinde, “ABD’li askerî havacılarla konuştuğunu, onları gördüğünü veya haklarında haberler duyduğunu” söyleyen eski Sovyet mahkumlarından bahsedildiği ortaya çıktı. Belgelerde eski bir Litvanyalı mahkum, “Robert” adlı bir Amerikan istihbarat subayıyla konuştuğunu iddia ediyordu: Acaba bu kişi, mürettebat üyelerinden Robert Reynolds olabilir miydi? Artan benzer raporlar, askerî yetkililerin davayı yeniden açmasına neden oldu. Ancak Sovyetler, kazadan kimsenin sağ çıkmadığı iddiasından vazgeçmedi. ABD ise havacıların yakalanıp Gulag’a hapsedildiğini ve orada öldüklerini öne sürüyor. Mürettebatın kaderi ile ilgili belirsizlik bugün hâlâ sürüyor.

Stalin Notu

Blöf müydü, yoksa gerçek mi? Tarihçiler, 1952 yılında Sovyet lideri Joseph Stalin’in Batılı liderlere Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesini öneren, el yazısıyla yazılmış tuhaf bir not göndermesinin ardındaki niyeti hâlâ tartışıyor. Almanya’nın geleceği, Batılı müttefikler ve Sovyetler için büyük önem taşıyordu; çünkü bu konu, savaş sonrası Avrupa’daki güç dengesini şekillendirme potansiyeline sahipti.

Sovyetler, bölünmüş bir Almanya’yı Batı etkisine karşı bir tampon olarak görüyordu. Stalin’in tarafsız bir Almanya çağrısı, bu nedenle şaşırtıcı bir gelişmeydi. Müttefikler, bu teklifi anlamaya çalışırken tartışmalar başladı: Stalin’in gerçek niyeti kafalarını karıştırmıştı. Kimileri bunu altın bir fırsat olarak görürken, daha şüpheci liderler bunun kurnazca bir oyun olabileceği konusunda uyarıda bulunuyordu. Stalin, Sovyetler Birliği’ni Batı ile bir çatışmaya hazırlamak için zaman mı kazanmaya çalışıyordu? Yoksa bu not, demokrasiler arasında anlaşmazlık tohumları ekmek için bir plan mıydı?

Batı, bu teklifi kabul etseydi ne olurdu? Birleşik bir Almanya, 1989’u beklemeyecekti. Berlin Duvarı olmayacaktı. Avrupa ve dünya daha istikrarlı bir yer olabilirdi. Ancak tarafsız ve güçlü bir Almanya barışı yeniden tehdit eder miydi? Yoksa Avrupa’nın toparlanması ve ilerlemesinde kilit bir oyuncu mu olurdu? Bu büyüleyici “ya eğer” senaryoları, tarihçilerin Stalin Notu’nu uzun süre tartışacağına işaret ediyor.

Isdal Kadını'nın Gizemi

29 Kasım 1970'te, Norveç'teki Isdalen (Buz Vadisi) bölgesinde yürüyüş yapan bir adam ve iki kızı, kayalık zeminde genç bir kadının kömürleşmiş kalıntılarına rastladı. Kadın tanınmayacak kadar yanmıştı ve ona ait olduğu düşünülen takılar, giysi parçaları, çanta ve kağıt kırpıntıları gibi eşyalar törensel bir şekilde etrafa dizilmişti. Kadının kimliğini ortaya çıkarabilecek diğer her şey ortadan kaybolmuştu. Ona “Isdal Kadını” adı verildi ve kimliği bugüne kadar bir sır olarak kaldı.

Polis, çok sayıda ipucuna rağmen, ölümünün ne koşullar altında gerçekleştiğini açıklayamadı. Bu ipuçlarını yorumlayan pek çok kişi farklı teoriler geliştirdi. Bunlardan biri, bir dereceye kadar olasılıkla, Isdal Kadını’nın bir casus olduğu yönündeydi. Soğuk Savaş atmosferinde, bu oldukça olası bir senaryoydu ve birçok ipucu, gizli bir operasyon kokusu taşıyordu.

Kadın, sekiz sahte pasaport kullanarak Norveç genelinde seyahat etmiş ve farklı takma adlarla birçok otelde kalmıştı. Sık sık oda değiştiriyor, kendini gizliyor ve bir şeyden ya da birinden tedirginmiş gibi görünüyordu. Yanında birkaç peruk ve ziyaret ettiği yerlere ait, şifreli olduğu düşünülen bir not defteri vardı.

Polisin kadınla ilgili yayımladığı robot resimler Stavanger'de bir balıkçıya ulaşınca, balıkçı kadını tanıdığını söyledi. Adam, gizemli kadını, deniz filosunun tatbikatları ve Ulsnes deniz üssünde düzenlenen Penguin füzesiyle ilgili gizli denemeler sırasında civarda görmüştü.

Kısa bir süre sonra, Aralık ayında, polis aniden davayı kapattıklarını ve kadının intihar ettiğini açıkladı. Ancak birçok kişi bu açıklamayı inandırıcı bulmadı ve istihbarat camiasının, olayın daha geniş etkileri nedeniyle davayı örtbas etmek istediğini düşündü.

Paul Whipkey’nin Kayboluşu

Tüm anlatılanlara göre, Pilot Teğmen Paul Byron Whipkey örnek bir askerdi: zeki, cesur ve disiplinli. Bu yüzden, 26 yaşındaki Whipkey, 10 Temmuz 1958’de California’daki Fort Ord üssünde arkadaşlarına içki içmek için kasabaya gideceğini söylediğinde, kimse bunun onu son gördükleri an olacağını düşünmemişti.

Beş hafta sonra, ortadan kaybolan Whipkey’nin arabası Fort Ord’dan 644 kilometre uzaklıktaki Ölüm Vadisi’nde, ıssız bir bölgede bulundu. Araba mükemmel durumdaydı ve içinde Whipkey’nin valizi ve kişisel eşyaları vardı. Banka hesabına da hiç dokunulmamıştı. Garip bir şekilde Ordu, Whipkey’nin başına gelenlere pek ilgi göstermedi ve yüzeysel bir soruşturma yaparak onu izinsiz olarak görevden kaçmış (AWOL) bir asker ilan etti.

1982’de yapılan bir askerî duruşmada, Whipkey’nin “çölün iç bölgelerine girip sıcaktan yaşamını yitirmiş olabileceği; kumların ise kalıntılarını bulmayı imkânsız hâle getirdiği” ifade edildi. Ancak Ordu, “ölümünün görev sırasında meydana geldiğini ve askerin sorumsuz davranışıyla ilgili olmadığını” belirtti. Bu durum, ordunun olay hakkında bildiği her şeyi kamuoyu ile paylaşmadığı yönündeki şüpheleri artırdı.

Paul’ün kardeşi Carl, kendi yürüttüğü soruşturmada, kardeşinin beş atom testi görevinde uçtuğunu ortaya çıkardı. Whipkey ölümcül bir radyasyona ya da başka bir tür yeni silaha mı maruz kalmıştı? Kayboluşu, insanların denek olarak kullanılmasıyla mı ilgiliydi? Gizli bir operasyonda yer alıp başka casuslar tarafından mı öldürülmüştü? FBI, 1977’de bu davayla ilgili tüm dosyalarını imha etti. Bu yüzden yanıtlar muhtemelen sonsuza dek gömülü kalacak.

Dag Hammarskjold’u Kim Öldürdü?

17 Eylül 1961 gecesi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold’u taşıyan bir charter uçak, Kuzey Rodezya (şimdiki Zambiya) Ndola yakınlarında düştü. Uçakta bulunan 15 kişiden 14’ü, Hammarskjold dahil, hayatını kaybetti. Kazadan sağ kurtulan tek kişi ise birkaç gün sonra yaşamını yitirdi. Hammarskjold, bağımsızlığını yeni kazanan Kongo ile ayrılıkçı Katanga bölgesi arasındaki barışı müzakere etmek üzere yoldaydı.

İlk soruşturma kazayı pilot hatasına bağladı, ancak SE-BDY uçağının başka bir uçak tarafından vurulduğu yönündeki tanık ifadeleri de göz ardı edilemedi. Daha en başından, kazanın bir kaza olmadığı şüphesi doğdu. Kazadan tek kurtulan kişi ölmeden önceki açıklamalarında kaza öncesinde gökyüzünde kıvılcımlar gördüğünü söylemişti. Eski ABD Başkanı Harry Truman ise üstü kapalı bir şekilde, Genel Sekreter’in “bir şeyleri başarmak üzere olduğunu ve bu yüzden birileri tarafından öldürüldüğünü” ifade etmişti. Peki, bu “birileri” kimdi? Katanga’nın Kongo ile yeniden birleşmesini istemeyen şüphelilerden yana bir eksiklik yoktu. Kongo, Sovyetler ile yakın ilişkiler içindeydi ve Avrupalı maden şirketlerinin, mineral zengini Katanga’nın ayrılığını koruyarak imtiyazlarını sürdürmek gibi çıkarları vardı. KGB, CIA ve İngiliz MI6, bölgedeki çıkarlarını aktif bir şekilde koruyordu.

Komplo teorileri ve söylentiler hızla yayıldı. Kaza yerine yetkililerden önce kamuflaj giymiş silahlı adamların geldiği bildirildi. Hammarskjold’un cesedinde kurşun yaraları olduğu iddia edildi. Uçağa bir bombanın yerleştirildiği öne sürüldü. Bir CIA raporu, suçu KGB’ye yükledi. Bir Belçikalı pilot, Ndola’dan uzaklaştırmak için uyarı ateşi açarken uçağı kazara vurduğunu söyledi. Hammarskjold’un, Kongo ile ilgisiz bir nedenle, Sovyetlerin BM Sekreterliği’ni yönetmek için önerdiği üç kişilik yürütme konseyi planına karşı çıkması nedeniyle öldürüldüğü de öne sürüldü.

Stalin’in Ölümü: Suikast mı, Doğal Ölüm mü?

Joseph Stalin, resmi açıklamaya göre, 5 Mart 1953’te hipertansiyon ve damar sertliğinden kaynaklanan beyin kanaması sonucu öldü. Ancak bu açıklamanın arkasında, Stalin’in yakın çevresinden biri tarafından öldürüldüğü şüphesi hep var oldu. Peki bu kişi kimdi?

Stalin, 1940’lardan beri ciddi sağlık sorunları yaşıyordu ve bir dizi felç geçirmişti. Doktoru, devlet işlerinden uzak durması gerektiğini söyleyince Stalin, doktorunu casus olarak yaftalayıp hapse göndermişti. Stalin daha çok Moskova dışındaki daçasında zaman geçiriyordu ve burada sık sık dört yakın arkadaşı —Georgy Malenkov, Lavrenti Beria, Nikolai Bulganin ve Nikita Khrushchev— ile yemek yiyip film izliyordu. Eğer Stalin zehirlenerek öldürüldüyse, bu dört kişiden biri en olası şüpheliydi.

Şubat ayının son gecesi, bu dört kişi Stalin’le yine yemek yediler. 1 Mart gecesi Stalin, tüm günü odasında geçirdi ve akşam 10.30’da bilinçsiz bir hâlde bulundu. Dört kişi sabaha kadar doktor çağırmadı. Özellikle Beria, “Panik yapmaya gerek yok, uyuyor sadece” diyerek belki de ölümüne neden olan büyük bir gecikmeye neden oldu.

En güçlü şüpheli Beria’ydı. Çünkü Stalin’in ünlü “temizlik” dalgalarından biriyle tasfiye edilme tehlikesi altındaydı. Stalin’in korumalarını görevden aldı, doktorlara ne tür ilaçlar yazmaları gerektiğini dikte etti ve ertesi gün tüm belgeleri ve eşyaları daçadan kaldırdı. Hatta Dışişleri Bakanı Vyacheslav Molotov’a, “Sizi Stalin’den ben kurtardım” dediği iddia edildi. Ancak belge ya da somut kanıt olmadan, Lavrenti Beria’nın suçluluğu ya da masumiyeti üzerine bugün yalnızca spekülasyon yapabiliriz.