Resmi Gazete'de yayımlandı: Pasaport harçlarına yüzde 50 zam; Dünyaca ünlü Fransız yazar Milan Kundera hayatını kaybetti
Resmi Gazete'de yer alan karara göre harçlara yapılan yüzde 50 oranındaki artışla belirlenen yeni tarifeler yayımlandı. Buna göre en uygun pasaport harcı bin 34 lira 50 kuruş oldu.
"Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği", "Gülünesi Aşklar", "Bilmemek" romanlarının ve daha bir çok ölümsüz eserin yazarı Milan Kundera yaşamını yitirdi. Çekya Televizyonu'nun bildirdiği habere göre, yaşayan son varoluşçu olarak nitelendirilen Kundera, hayatını kaybettiğinde 94 yaşındaydı.
KAYNAK: NTV, Cumhuriyet
The Economist Intelligence Unit, her yıl yayınladığı 'Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri' listesinin 2023 versiyonunu paylaştı. Dünyanın en yaşanabilir şehri, son 5 yılda dördüncü kez Viyana oldu
The Economist Intelligence Unit tarafından her yıl yayınlanan ‘Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri’ listesi, geçtiğimiz gün 2023 yılı için güncellendi. 2021 yılında koronavirüsün etkisiyle Avrupa şehirlerinin büyük bir düşüş yaşadığı liste, 2022 sürümünde Avrupa ve ve özellikle Kuzey Amerika ağırlığını yeniden geri getirdi. Tablo, bu yıl Avustralya baskınlığını hissettiriyor.
The Economist Intelligence Unit’in paylaştığı listeye göre dünyanın en yaşanabilir şehirleri, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da yer alıyor. En yaşanabilir şehirler listesinin başında ise Avusturya’nın başkenti Viyana yer alıyor. Viyana, son beş yılda dördüncü kez listenin en tepesine yerleşmeyi başardı. En yaşanmaz şehirler listesineyse Kiev eklendi.
Dünyanın en yaşanabilir şehirleri:
1. Viyana, Avusturya (98,4)
2. Kopenhag, Danimarka (98)
3. Melbourne, Avustralya (97,7)
4. Sydney, Avustralya (97,4)
5. Vancouver, Kanada (97,3)
6. Zürih, İsviçre (97,1)
7. Calgary, Kanada (96,8)
8. Cenevre, İsviçre (96,8)
9. Toronto, Kanada (96,5)
10. Osaka, Japonya (96) - Auckland, Yeni Zelanda (96)
Dünyanın en ‘yaşanmaz’ şehirleri:
1. Douala, Kamerun (46,4)
2. Kiev, Ukrayna (44)
3. Harare, Zimbabwe (43,8)
4. Dhaka, Bangladeş (43,8)
5. Port Moresby, Papua Yeni Gine (43,4)
6. Karaçi, Pakistan (32,5)
7. Lagos, Nijerya (42,2)
8. Cezayir, Cezayir (42)
9. Trablus, Libya (40,1)
10. Kudüs, İsrail (30,7)
KAYNAK: WebTekno
Geçmiş yüzyıllarda yaşayan insanlar güne tam zamanında başlayabilmek için bazı yöntemlere başvuruyordu
1. Su
Günümüzden uzun zaman önce suyun, insanları uyandırmak gibi bir işlevi vardı! Geçmişin, herhangi bir alarm düzeneğinden yoksun olan insanları; özellikle de erken saatlerde uyanma zorunluluğu olanlar, uyumadan önce mümkün olduğu kadar çok su içiyorlardı. Bu sayede, en azından uyanmaları gereken saate yakın bir zaman diliminde ister istemez uyanıyorlardı.
Öte yandan bazı iddialar, “bir çalar saat sistemi olarak su içmek” geleneğinin düşman baskınlarına karşı hazırlıklı olmak ve erken uyanmak isteyen Kızılderili kabilelerinde başlayan bir uygulama olduğunu ileri sürüyor.
2. Clepsydra – su saati
Evet, kadim dönemlerde yaşayan insanların uyanmalarına yardımcı olacak, modern anlamda bir alarm sistemleri yoktu. Ancak çalar saat konseptine de bütünüyle yabancı değillerdi. Öyle ki Clepsydra olarak isimlendirilen bir tür su saati, günümüzden binlerce yıl önce dahi kullanılıyordu.
Gerçi bu dünyanın en eski mekanik saati, bir çalar saat olarak değil bir zaman ölçer olarak hizmet veriyordu. Bugünkü kum saatlerine benzeyen Clepsydra, içerisindeki sıvının farklı haznelere aktarılmasına olanak tanıyan bir çalışma sistemine sahipti. Hazneler arasındaki sıvı alışverişinin tamamlanması ise belirlenen sürenin dolduğu anlamına geliyordu. Bu sayede zamanı, ölçülebilir bir kavram haline getirmek de mümkün oluyordu.
3. İbadethaneler
Elbette çalar saat icat edilmeden önce, insanların kendi belirledikleri bir zaman diliminde uyanmaları şimdikinden çok daha zordu. Ancak sabahın erken saatlerinde uyanmak ve doğru zamanda güne başlayabilmek için kullandıkları bazı şeyler vardı. İşte ibadethaneler de bir nevi çalar saat işlevi görüyordu.
Müslümanların yaşadıkları coğrafyalardaki camilerden okunan sabah ezanları, insanlara yeni günün başladığını, uyanmaları gerektiğini haber veriyordu. Geçmiş dönemlerdeki Hristiyanların uykuları ise kilise çanları ile bölünüyordu.
4. Knocker-Up
Knocker-Up’lar, özellikle İngiltere’de yaygın olan bir mesleği icra eden insanlara verilen isim. Bu insanları bir tür “uyandırıcı” olarak nitelendirmek de mümkün. Çünkü bu kişiler istenilen saatte, daha önce anlaşmaya vardıkları müşterilerinin evlerine geliyor ve müşterileri uyanana kadar ellerindeki tahta sopalarla pencereye veya kapıya vuruyorlardı.
Sanayi Devrimi yıllarında erken kalkmanın önemi artmış, işçilerinin fabrikaya bir dakika bile geç kalmasına tahammülü olmayan büyük şirketler, bünyelerinde çok sayıda Knocker-Up çalıştırır olmuştu.
5. Fabrika düdükleri
Sanayi Devrimi yıllarında günün ilk ışıklarıyla faaliyete geçen fabrikalar, civarda yaşayan işçilerini uyandırmak ve zamanında iş başı yapmalarını sağlamak için kuvvetli fabrika düdüklerinden de faydalanıyorlardı. Fabrika düdükleri, yakın geçmişin en etkili çalar saat düzenekleri arasındaydı…
6. Çalar saat
İnsanların tarih boyunca uyanabilmek için kullandıkları şeyden biri de elbette çalar saatlerdi! Ancak bu kıymetli cihazın kullanılabilmesi için 1700’lerin sonuna kadar beklemek gerekiyordu…
İlk çalar saat, 1787 yılında Amerikalı saat ustası ve mucit Levi Hutchins tarafından icat edildi. Çam ağacından yapılmış küçük bir kutu içerisine yerleştirilmiş bir dişli mekanizması ve ufak bir zil, modern anlamdaki çalar saatlerin ilk örneğiydi. Ancak Hutchins’in icat ettiği bu kıymetli alet, yalnızca sabah saat 04.00’te çalabiliyordu.
KAYNAK: ListeList
SPONSORLU
Hadi gel, bugün hayata biraz farklı bi’ yerden bakalım, ne dersin? Dışarı çık, gülümse ve sadece kendin ol. Hayatın renklerini ve seni saran tüm o enerjiyi dolu dolu hissetmek ve günü Cappylemek için takipte kal, Cappy ile #GünüCappyle
ABD'li filozof ve psikologlardan oluşan bir ekip, yıllardır süren bir tartışmayı nihayet çözdüğünü iddia ediyor
Sessizliğin sesini gerçekten duyabilir miyiz? Johns Hopkins Üniversitesi'nden araştırmacılar, yeni makalelerinde insanın gerçekten de bunu yapabildiğini öne sürdü. Hakemli bilimsel dergi PNAS'ta yayımlanan makalenin başyazarı Rui Zhe, "Genellikle işitme duyumuzun seslerle ilgili olduğunu düşünürüz. Ancak sessizlik, bir ses değil, sesin yokluğudur" diye konuştu.
Yapılan deneyde araştırmacılar ünlü bir ses illüzyonuna odaklandı. Bu illüzyonda dinleyici iki ayrı sesin toplamının kesintisiz tek bir sesten daha kısa olduğu yanılsamasına kapılıyor. Halbuki dinletilen tüm sesler totalde aynı uzunlukta oluyor.
Burada bazı sesleri tamamen sessizlikle değiştiren ekip yanılsamanın halen işe yaradığını gördü. Yani kesintisiz devam eden tek bir sessizlik, toplamda aynı süre olmasına rağmen, iki ayrı sessizlikten daha uzunmuş gibi algılandı. Katılımcıların bu illüzyondaki sessizliğe sesle aynı şekilde tepki verdiği için araştırmacılar, o sessizliği gerçekten duyabildiğimiz sonucuna vardı. Deneyde toplam bin katılımcı yer aldı. Katılımcılar bu örneğin yanı sıra daha birçok illüzyona maruz bırakıldı ama sonuç değişmedi.
Bulgular, sessizliğin sesle aynı şekilde işlendiğini düşündürüyor. Aynı zamanda insanın işitme duyusunun nasıl çalıştığına dair önemli ipuçları sunuyor. Araştırmanın ortak yazarı Ian Phillips, "Bir sesin işitsel yollarla işlenmesine özgü gibi görünen yanılsamalar ve efekt türleri, sessizlikle de elde elde edilebiliyor" diye konuştu: "Bu da sesin yokluğunu da gerçekten işittiğimizi gösteriyor."
Pek çok araştırma, sessizliğin sesleri algılamada önemli rol oynadığına işaret ediyor. Ancak şimdiye dek sessizliğin beynin işittiği bir uyaran görevi görebileceğine dair somut deneysel kanıt yoktu. Araştırmanın bir diğer ortak yazarı Chaz Firestone, "Filozoflar, sessizliğin kelimenin tam anlamıyla algılayabileceğimiz bir şey olup olmadığını uzun süredir tartışıyor" ifadelerini kullandı: "Ancak doğrudan bu soruyu hedef alan bilimsel bir çalışma yapılmamıştı."
KAYNAK: Independent Türkçe
Günden güne yeni gelişmelerle insanoğlunun karşısına çıkan yapay zeka teknolojileri, birçok yerde olduğu gibi medya alanında da olumlu ve olumsuz birçok değişikliğe neden olabilir
Yapay zeka tabanlı yenilikler, birçok faydasının yanında işsizliğe ve toplumsal etik sorunlarının ortaya çıkmasına neden olma potansiyeli taşıyor. Halihazırda çoğu kullanıcı, yapay zeka ya da algoritmanın kelime anlamını dahi bilmeden günlük yaşantısından sağlık ve eğitim bilgilerine, tüketim harcamalarına kadar tüm özelini bu algoritmayla paylaşıyor. Toplanan verilerin depolanması ve bunların insanlığın zararına kullanılma endişesi tartışmalara yol açıyor.
İnsan zekasını taklit eden bu teknoloji, distopya ile ütopya arasında çok ince bir çizgi olduğunu ve bu çizgiyi insanların önceliklerinin belirlediğini ortaya koyuyor. Medya sektörü de yapay zeka teknolojilerinin etkisinin en fazla hissedildiği alanların başında geliyor.
Medya platformu Almost'un kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Kassy Cho ile Goodable'ın Üst Yöneticisi (CEO) Muhammad Lila, yapay zeka teknolojilerinin medyadaki olumlu ve olumsuz etkilerini ve bu sektöre getirdiği değişiklikleri anlattı.
Yapay zekanın, insanlık için fayda sağladığını belirten Cho, yapay zeka kullanımının medya alanındaki avantajlı yönlerine işaret etti. Cho, algoritmaların medyadaki rolüne işaret ederek "Gazetecilerin iyi oldukları şeylere odaklanabilmesi için onları serbest bırakmamıza yardımcı olabilir. Zamanımızı röportajları yazıya dökmek ve içeriği tercüme etmek gibi işlere harcamak zorunda kalmayacağımız için daha verimli olmamızı sağlayabilir ve böylece zamanımızı daha iyi kullanabiliriz" ifadesini kullandı.
Yapay zekanın, insanların oluşturduğu içeriklere dayanması sebebiyle ön yargıları bulunduğunu ve mükemmel olamayacağını belirten Cho, "Gerçek ile gerçek olmayan arasındaki çizgiyi ortadan kaldırma riski olduğunu düşünüyorum. Örneğin; bir fotoğraf oluşturmak veya bir makale yazmak için yapay zeka kullanacaksak, etik standartları korumalı ve bilgilerimizi kontrol edip doğrulayarak kullanmalıyız; dünyaya yanlış bilgi yaymadığımızdan emin olmalıyız" ifadelerini kullandı. Cho, bireylerin yıllardan beri "Yapay zeka, insanları işsiz bırakacak mı?" kaygısına olumlu pencereden baktığını ve yapay zeka teknolojisinin insanların işsiz kalmasına sebep olacağını düşünmediğini kaydetti.
Yapay zekanın, medyadaki kullanımının insanları daha iyi gazeteci olmaya yönlendireceğini söyleyen Cho sözlerine "Bazı insanların potansiyel olarak işlerinden olacağını düşünüyorum ama bence bu bizi daha yaratıcı olmaya teşvik ediyor. Çünkü nihayetinde fikirleri, yapay zeka üretmiyor. Bu, bizi daha iyi bir gazeteci olmaya yönlendirebilir çünkü yeni fikirler üretmeye, yeni formatlar bulmaya, daha iyi içerik üretmeye, daha iyi gazetecilik yapmak için yapay zekayı nasıl kullanabileceğimizi düşünmeye odaklanacağız" şeklinde devam etti. Yapay zeka teknolojisindeki gelişimin henüz başında olunduğuna dikkati çeken Cho, düzenlemeler konusunda konuşmak için çok erken olduğunu dile getirdi.
KAYNAK: Gazete Oksijen
13 Temmuz 2023
paylaş